Bir gün, bir karar verdim. Yurt dışına gitmek, orada yeni bir deneyim yaşamak. O zamanlar mesleğimde kendimi sıkışmış hissediyordum. Her gün aynı şeyleri yapmaktan, aynı insanlarla konuşmaktan yorulmuştum. Bir arkadaşımın “Biraz yurt dışında takıl, bak ne kadar değişiyorsun” demesiyle, içimde bir kıvılcım çaktı. Ve işte, o an hayatımın akışını değiştiren kararımı aldım.
Yurt dışında eğitim almak, sadece bir dil öğrenmekten ibaret değil, aslında bambaşka bir kültürün kapılarını aralamak. İlk öğrendiğim şeylerden biri, iletişim kurmanın ne kadar farklı boyutları olduğuydu. Mesela, bir İngiliz ile bir Türk’ün sohbet etme biçimi o kadar farklı ki… Bazen göz göze geldiğimizde bile, anlamadıklarıma dair bir sessizlikle dolup taşıyorduk. O sessizlik, aslında çok şey anlatıyordu.
Bir başka anımda, bir kafede oturmuş, kahvemi yudumlarken yanımda bir grup Amerikalı gençle tanıştım. Gülüşmeleri, sıcaklıkları ve sohbetlerindeki o samimiyet beni çok etkiledi. “Neden biz Türkler bu kadar ciddiiz?” diye düşündüm. Bir noktada, onların rahatlığı beni sarstı. İşte o an, yurt dışında olmanın en güzel yanını keşfettim; hayatı ciddiye almamak gerektiğini…
Fark ettiğim bir başka şey, iş hayatındaki rekabet. Yurt dışında, herkes kendi alanında en iyi olmaya çalışıyor. Ama aynı zamanda, birbirlerine destek olmayı da biliyorlar. Mesela, bir projede zorluk çektiğimde, yanımdaki arkadaşım hemen yardım teklif etti. O an fark ettim ki, rekabet sadece bir araç; asıl olan, birlikte büyümek. Türkiye’de bunu pek göremiyoruz, değil mi?
İş görüşmelerine girdiğimde, ilk önce “Senin hikayen ne?” diye soruluyordu. İnanılmaz bir şey! Bizde ise “Neden bu pozisyona başvurdun?” sorusu ile başlıyoruz. Yurt dışında, senin kim olduğun değil, ne yaşadığın daha önemli. Bu, beni derinden etkiledi. Kendi hikayemi anlatabilmek… Bazen düşündüm, belki de bu yüzden daha önce bu kadar sıkışmış hissediyordum.
Bir başka ilginç deneyimim ise, staj yaptığım şirkette yaşandı. İş arkadaşlarım, sabahları kahvaltı yaparken birbirleriyle o kadar samimi bir şekilde sohbet ediyorlardı ki, ben de onlara katılmak istedim. Ama önce bir yudum kahve içip, “Ben de buradayım” demek zorundaydım. Günün ilerleyen saatlerinde, o sıcaklık bana öyle bir enerji verdi ki, iş yaparken bile gülümseyerek çalışmaya başladım. Abi, işte bu muhteşem bir şey!
Sonuç olarak, yurt dışında geçirdiğim zaman, beni sadece mesleki anlamda değil, kişisel olarak da büyüttü. Hala o sıcak sohbetlerin, yardımlaşmanın ve destek olmanın ne demek olduğunu hatırlıyorum. Yani, yurt dışına çıkmak sadece bir eğitim değil, aslında hayatı yeniden şekillendirmek. Benim tavsiyem, eğer fırsatın varsa, bu deneyimi sakın kaçırma… Kimin ne olacağını bilemezsin, belki de hayatının dönüm noktası orada seni bekliyordur.
Yurt dışında eğitim almak, sadece bir dil öğrenmekten ibaret değil, aslında bambaşka bir kültürün kapılarını aralamak. İlk öğrendiğim şeylerden biri, iletişim kurmanın ne kadar farklı boyutları olduğuydu. Mesela, bir İngiliz ile bir Türk’ün sohbet etme biçimi o kadar farklı ki… Bazen göz göze geldiğimizde bile, anlamadıklarıma dair bir sessizlikle dolup taşıyorduk. O sessizlik, aslında çok şey anlatıyordu.
Bir başka anımda, bir kafede oturmuş, kahvemi yudumlarken yanımda bir grup Amerikalı gençle tanıştım. Gülüşmeleri, sıcaklıkları ve sohbetlerindeki o samimiyet beni çok etkiledi. “Neden biz Türkler bu kadar ciddiiz?” diye düşündüm. Bir noktada, onların rahatlığı beni sarstı. İşte o an, yurt dışında olmanın en güzel yanını keşfettim; hayatı ciddiye almamak gerektiğini…
Fark ettiğim bir başka şey, iş hayatındaki rekabet. Yurt dışında, herkes kendi alanında en iyi olmaya çalışıyor. Ama aynı zamanda, birbirlerine destek olmayı da biliyorlar. Mesela, bir projede zorluk çektiğimde, yanımdaki arkadaşım hemen yardım teklif etti. O an fark ettim ki, rekabet sadece bir araç; asıl olan, birlikte büyümek. Türkiye’de bunu pek göremiyoruz, değil mi?
İş görüşmelerine girdiğimde, ilk önce “Senin hikayen ne?” diye soruluyordu. İnanılmaz bir şey! Bizde ise “Neden bu pozisyona başvurdun?” sorusu ile başlıyoruz. Yurt dışında, senin kim olduğun değil, ne yaşadığın daha önemli. Bu, beni derinden etkiledi. Kendi hikayemi anlatabilmek… Bazen düşündüm, belki de bu yüzden daha önce bu kadar sıkışmış hissediyordum.
Bir başka ilginç deneyimim ise, staj yaptığım şirkette yaşandı. İş arkadaşlarım, sabahları kahvaltı yaparken birbirleriyle o kadar samimi bir şekilde sohbet ediyorlardı ki, ben de onlara katılmak istedim. Ama önce bir yudum kahve içip, “Ben de buradayım” demek zorundaydım. Günün ilerleyen saatlerinde, o sıcaklık bana öyle bir enerji verdi ki, iş yaparken bile gülümseyerek çalışmaya başladım. Abi, işte bu muhteşem bir şey!
Sonuç olarak, yurt dışında geçirdiğim zaman, beni sadece mesleki anlamda değil, kişisel olarak da büyüttü. Hala o sıcak sohbetlerin, yardımlaşmanın ve destek olmanın ne demek olduğunu hatırlıyorum. Yani, yurt dışına çıkmak sadece bir eğitim değil, aslında hayatı yeniden şekillendirmek. Benim tavsiyem, eğer fırsatın varsa, bu deneyimi sakın kaçırma… Kimin ne olacağını bilemezsin, belki de hayatının dönüm noktası orada seni bekliyordur.