Bir zamanlar, küçük bir köyde yaşayan bir derviş vardı. Herkes onu çok severdi, çünkü ne zaman bir sıkıntı olsa, hemen yanlarına gelir, düşüncelerini paylaşır, manevi destek sunardı. Bir gün, bir köylü onu ziyaret etti. "Derviş efendi, hayatımda hep kötü şeyler oluyor. Ne yapmalıyım?" dedi. Derviş, gülümseyerek ona, "Bir gün bir kuşun, bir tavuğun peşinden koştuğunu gördüm. Kuş, tavukla hiç ilgilenmiyordu ama tavuk sürekli kaçıyordu. Sonunda kuş, tavukla ne kadar ilgilense de onu yakalayamadı. Bazen hayatımızda peşinden koştuğumuz şeyler, aslında bize ait değildir..." diyerek, derin bir anlam yükledi bu basit hikayeye.
Bir başka hikaye de var aklımda. Bir zamanlar, bir çoban gökyüzüne bakarak yıldızları saymaya çalışıyordu. Ancak ne kadar saymaya çalışsa da, bir türlü hepsini sayamadı. Birisi ona, "Neden bu kadar uğraşıyorsun?" diye sordu. Çoban, "Her bir yıldız bir hayalim. Ama bazen hayallerim, gökyüzündeki yıldızlar kadar uzak oluyor..." dedi. O an, hayallerimizin peşinden koşarken, bazen ne kadar kaybolduğumuzu fark ettik. Hani derler ya, belki de önemli olan, hayallerin peşinden koşmak değil, o yolda yürümek...
Bir gün, bir öğretmen öğrencilerine bir soru sordu: "Bir elma ağacının altında oturduğunuzu düşünün. Elma ağaçları, ne zaman meyve verir?" Öğrenciler birbirlerine bakarak düşündüler. Bir süre sonra biri cevap verdi: "Eylül ayında!" Öğretmen, gülümseyerek söyledi: "Hayır, aslında ağaç her zaman meyve vermeye hazırdır. Ama biz onu beklemeyi öğrenmeliyiz." İşte bu hikaye, sabrın ve zamanın değerini bize hatırlatıyor. Hayatın her aşamasında, belki de en önemli ders sabır...
Bir zamanlar, bir köylü çok çalışkan bir insandı. Her gün tarlada sabahın erken saatlerinde çalışır, akşam karanlığında eve dönerdi. Fakat bir sabah, tarlasına gittiğinde, orada büyük bir taş buldu. Önce küfür etti, sonra taşla mücadele etti. Ancak taş yerinden kıpırdamadı. O an köylü düşündü: "Belki de bu taş, bana güçlenmemi sağlamak için burada..." derken farkına vardı ki, zor anlar aslında onu daha güçlü kılıyordu. İşte böyle, bazen hayatın önümüze koyduğu engeller, aslında bizim için birer fırsat olabiliyor.
Bir gün, bir çocuk bahçede oynarken, yaşlı bir kadının elma topladığını gördü. Merakla yanına gitti ve "Neden elma topluyorsunuz?" diye sordu. Kadın, gülümseyerek cevap verdi: "Bu ağaç bana her yıl meyve verir, ben de ona bakarım. İşte bu döngü devam eder." Çocuk, bu basit ama derin yanıt üzerinde düşündü. Gerçekten de, hayatımızda vereceğimiz her şeyin, alacağımız şeylerle bir ilişkisi olduğunu anlamak önemlidir. Belki de bir gün, bir başkasına verdiğimiz bir destek, bize geri dönecektir...
Ve son olarak, bir zamanlar bir fırtına sonrası, bir ağaç devrildi. Ancak birkaç gün içinde, o ağacın köklerinden yeni filizler çıkmaya başladı. Herkes, "Yazık oldu, bu ağaç gitti." derken, doğa bize başka bir ders veriyordu. Hayatın zorlukları karşısında, yeniden doğmanın mümkün olduğunu gösteriyordu. İşte, bazen en zor anlar, en büyük dönüşümlerin başlangıcı olabiliyor. Bunu unutmamak gerek...
Bir başka hikaye de var aklımda. Bir zamanlar, bir çoban gökyüzüne bakarak yıldızları saymaya çalışıyordu. Ancak ne kadar saymaya çalışsa da, bir türlü hepsini sayamadı. Birisi ona, "Neden bu kadar uğraşıyorsun?" diye sordu. Çoban, "Her bir yıldız bir hayalim. Ama bazen hayallerim, gökyüzündeki yıldızlar kadar uzak oluyor..." dedi. O an, hayallerimizin peşinden koşarken, bazen ne kadar kaybolduğumuzu fark ettik. Hani derler ya, belki de önemli olan, hayallerin peşinden koşmak değil, o yolda yürümek...
Bir gün, bir öğretmen öğrencilerine bir soru sordu: "Bir elma ağacının altında oturduğunuzu düşünün. Elma ağaçları, ne zaman meyve verir?" Öğrenciler birbirlerine bakarak düşündüler. Bir süre sonra biri cevap verdi: "Eylül ayında!" Öğretmen, gülümseyerek söyledi: "Hayır, aslında ağaç her zaman meyve vermeye hazırdır. Ama biz onu beklemeyi öğrenmeliyiz." İşte bu hikaye, sabrın ve zamanın değerini bize hatırlatıyor. Hayatın her aşamasında, belki de en önemli ders sabır...
Bir zamanlar, bir köylü çok çalışkan bir insandı. Her gün tarlada sabahın erken saatlerinde çalışır, akşam karanlığında eve dönerdi. Fakat bir sabah, tarlasına gittiğinde, orada büyük bir taş buldu. Önce küfür etti, sonra taşla mücadele etti. Ancak taş yerinden kıpırdamadı. O an köylü düşündü: "Belki de bu taş, bana güçlenmemi sağlamak için burada..." derken farkına vardı ki, zor anlar aslında onu daha güçlü kılıyordu. İşte böyle, bazen hayatın önümüze koyduğu engeller, aslında bizim için birer fırsat olabiliyor.
Bir gün, bir çocuk bahçede oynarken, yaşlı bir kadının elma topladığını gördü. Merakla yanına gitti ve "Neden elma topluyorsunuz?" diye sordu. Kadın, gülümseyerek cevap verdi: "Bu ağaç bana her yıl meyve verir, ben de ona bakarım. İşte bu döngü devam eder." Çocuk, bu basit ama derin yanıt üzerinde düşündü. Gerçekten de, hayatımızda vereceğimiz her şeyin, alacağımız şeylerle bir ilişkisi olduğunu anlamak önemlidir. Belki de bir gün, bir başkasına verdiğimiz bir destek, bize geri dönecektir...
Ve son olarak, bir zamanlar bir fırtına sonrası, bir ağaç devrildi. Ancak birkaç gün içinde, o ağacın köklerinden yeni filizler çıkmaya başladı. Herkes, "Yazık oldu, bu ağaç gitti." derken, doğa bize başka bir ders veriyordu. Hayatın zorlukları karşısında, yeniden doğmanın mümkün olduğunu gösteriyordu. İşte, bazen en zor anlar, en büyük dönüşümlerin başlangıcı olabiliyor. Bunu unutmamak gerek...