Aziz Sancar, 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren meraklı bir zihin yapısına sahipti. Çocukluğunda, okula yürüyerek gitmek, çevresindeki doğayı keşfetmek onun için bir tutku haline gelmişti. Eğitim hayatına başlamadan önce bile bilime olan ilgisi dikkat çekiciydi. Hani, bir şeyi öğrenirken o heyecanı hissetmek var ya, işte o duyguyu Sancar her zaman yaşamış.
İlkokul yıllarında, öğretmenlerinin desteğiyle daha fazla bilgi edinmeye yöneldi. Ortaokulda kimya dersine özellikle ilgi duymaya başladı. Kimya dersinden aldığı notlar, onun akademik kariyerinin temellerini atmasına yardımcı oldu. Sanki bir gün Nobel ödüllü bir bilim insanı olacağını biliyormuş gibi… Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’ne girdi. Orada, hedefine bir adım daha yaklaşmıştı.
1970’li yıllarda Amerika’ya göç etti. Bu, belki de hayatının en büyük dönüm noktalarından biriydi. Yabancı bir ülkeye, bambaşka bir kültüre adım atmak kolay değildi. Ancak, azmi ve kararlılığı sayesinde bu zorluğun üstesinden geldi. New York’a ulaştığında, bilim dünyasının kapıları ardına kadar açılmaya başladı. Bir yandan İngilizcesini geliştirirken, diğer yandan da akademik kariyerinde önemli adımlar attı.
Kendi alanında birçok yenilikçi çalışmaya imza attı. DNA onarımı üzerine yaptığı araştırmalar, onu dünya çapında tanınan bir bilim insanı haline getirdi. Hani bazen bir insanın hayatı, tek bir araştırma ile değişebilir deriz ya, işte Aziz Sancar’ın hikayesi de tam olarak böyle… 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazandığında, Türkiye’de büyük bir sevinç yaşandı. Herkesin gurur duyduğu bir isim olmuştu.
Sancar’ın bilimsel çalışmaları kadar insani yönü de dikkat çekiyor. Özellikle genç bilim insanlarına destek vermesi, onların kariyerlerine yön vermesi, onu daha da özel kılıyor. “Ben de bir zamanlar bu yollardan geçtim” diyerek, onlara yol göstermeyi ihmal etmiyor. Bilim insanlarının, topluma katkıda bulunmasının önemine her zaman vurgu yapar.
Şu sıralar, bilimin sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Yeni projeleri ve araştırmaları ile insanlığa hizmet etmeye çalışıyor. Bazen bir gün bir radikal değişim bekliyoruz. Kim bilir, belki de onun çalışmaları sayesinde gelecekte sağlığımızla ilgili devrim niteliğinde buluşlar yapılacak. Aziz Sancar’ın hikayesi, sadece bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda hayallerin peşinden koşmanın önemini anlatıyor. Herkesin hayatında bir Aziz Sancar olabileceği düşüncesi bile heyecan verici değil mi?
İlkokul yıllarında, öğretmenlerinin desteğiyle daha fazla bilgi edinmeye yöneldi. Ortaokulda kimya dersine özellikle ilgi duymaya başladı. Kimya dersinden aldığı notlar, onun akademik kariyerinin temellerini atmasına yardımcı oldu. Sanki bir gün Nobel ödüllü bir bilim insanı olacağını biliyormuş gibi… Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’ne girdi. Orada, hedefine bir adım daha yaklaşmıştı.
1970’li yıllarda Amerika’ya göç etti. Bu, belki de hayatının en büyük dönüm noktalarından biriydi. Yabancı bir ülkeye, bambaşka bir kültüre adım atmak kolay değildi. Ancak, azmi ve kararlılığı sayesinde bu zorluğun üstesinden geldi. New York’a ulaştığında, bilim dünyasının kapıları ardına kadar açılmaya başladı. Bir yandan İngilizcesini geliştirirken, diğer yandan da akademik kariyerinde önemli adımlar attı.
Kendi alanında birçok yenilikçi çalışmaya imza attı. DNA onarımı üzerine yaptığı araştırmalar, onu dünya çapında tanınan bir bilim insanı haline getirdi. Hani bazen bir insanın hayatı, tek bir araştırma ile değişebilir deriz ya, işte Aziz Sancar’ın hikayesi de tam olarak böyle… 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazandığında, Türkiye’de büyük bir sevinç yaşandı. Herkesin gurur duyduğu bir isim olmuştu.
Sancar’ın bilimsel çalışmaları kadar insani yönü de dikkat çekiyor. Özellikle genç bilim insanlarına destek vermesi, onların kariyerlerine yön vermesi, onu daha da özel kılıyor. “Ben de bir zamanlar bu yollardan geçtim” diyerek, onlara yol göstermeyi ihmal etmiyor. Bilim insanlarının, topluma katkıda bulunmasının önemine her zaman vurgu yapar.
Şu sıralar, bilimin sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Yeni projeleri ve araştırmaları ile insanlığa hizmet etmeye çalışıyor. Bazen bir gün bir radikal değişim bekliyoruz. Kim bilir, belki de onun çalışmaları sayesinde gelecekte sağlığımızla ilgili devrim niteliğinde buluşlar yapılacak. Aziz Sancar’ın hikayesi, sadece bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda hayallerin peşinden koşmanın önemini anlatıyor. Herkesin hayatında bir Aziz Sancar olabileceği düşüncesi bile heyecan verici değil mi?