Askerde sabahları güne uyandığımızda, önce bir sesle uyanıyorsun. O ses, “Hadi kalkın!” diye bağıran bir astsubayın sesi. O an, ne kadar dinlenmiş olsan da, o ses seni uyandırır. Yataklar hemen toplanmalı, yoksa ceza var. Evet, ceza... Hafta sonu izni alabilmek için disiplin şart. Sadece bir gün izin, ama o kadar değerli ki.
Kahvaltılar, bazen düz bir ekmek, bazen de muhallebisiyle ünlü bir çorba. Her sabah aynı şeyi yemek zorunda kalmak, insanı bıktırıyor ama bir yandan da alışıyorsun. Arkadaşlarınla birlikte yemek yemek, o an bir şeyleri unutmanı sağlıyor. “Hadi, bu sabah ne yiyelim?” soruları dönüp duruyor masada. Ama sonuç hep aynı; askeri kantin menüsü.
Sonra eğitim zamanı geliyor. Günlük rutin işte burada başlıyor. Tam üç saat süren fiziksel eğitim, koşturmacalar, komutlar... Bazen “Bu kadarına gerek var mıydı?” diye düşünmeden edemiyorsun. Ama bir yandan da kendini geliştirdiğini hissediyorsun. O an, dayanıklılığını sorgularken, aslında daha güçlü hale geldiğini anlıyorsun. Kendi sınırlarını zorlamak, bir nevi kendinle yüzleşmek gibi.
Öğle yemeği geldiğinde, o yorgunluk bir nebze olsun kayboluyor. Yine sıradan bir yemek ama sohbetler, anılar, gülmeler... Her şey o kadar sıradan ama o kadar özlem dolu ki. Geçen gün, bir arkadaşla eski günleri hatırlıyorduk. “Yani, o günlerde neler yapardık, hatırlıyor musun?” dedi. Gülerek, “Evet, bazen ne yaptığımızı bile bilmiyorduk,” dedim.
Akşamüstü, biraz dinlenme zamanı. Belki bir köşede oturup sigara içersin, belki de bir kitap okursun. Bir süre sonra, çevrendeki her şey sıradanlaşmaya başlıyor. Ama bunun içinde bir sıcaklık var. Arkadaşlarınla yaptığın sohbetler, küçük şakalar, anlık gülüşmeler... O an, her şeyin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Akşam yemeği sonrası ise en zor kısımlardan biri. Günün yorgunluğuyla birlikte, ertesi gün için hazırlık yapmalısın. Formlar, ekipmanlar, hepsi kontrol edilmeli. Bir şey unutursan, başın belaya girebilir. “İyi ki bu işin içindeyiz,” diye düşünmeden edemiyorsun ama bir yandan da “Sırf bu yüzden mi buradayız?” diye sorguluyorsun kendini.
Gece olunca, ışıklar sönmeye başlıyor. Yavaş yavaş herkes kendi köşesine çekiliyor. Kimi uykuya dalarken, kimi düşüncelere dalıyor. Geceleyin, bazen yıldızları izlemek, belki de bir an için tüm bu zorlukları unutmak için güzel bir fırsat. “Ne garip bir yer burası,” diyorum içimden. Aynı zamanda bir aile, aynı zamanda bir okul.
Sonunda, yataklarımıza çekiliyoruz. Herkesin hayalleri farklı. Kimisi ailesini özlüyor, kimisi sevgilisini. Ama bir şey var ki, hepimiz bir aradayız. Sonuçta, bu zorlu yolculukta birbirimize destek oluyoruz. Bir gün bitecek bu günler, ama hatıralar kalacak...
Kahvaltılar, bazen düz bir ekmek, bazen de muhallebisiyle ünlü bir çorba. Her sabah aynı şeyi yemek zorunda kalmak, insanı bıktırıyor ama bir yandan da alışıyorsun. Arkadaşlarınla birlikte yemek yemek, o an bir şeyleri unutmanı sağlıyor. “Hadi, bu sabah ne yiyelim?” soruları dönüp duruyor masada. Ama sonuç hep aynı; askeri kantin menüsü.
Sonra eğitim zamanı geliyor. Günlük rutin işte burada başlıyor. Tam üç saat süren fiziksel eğitim, koşturmacalar, komutlar... Bazen “Bu kadarına gerek var mıydı?” diye düşünmeden edemiyorsun. Ama bir yandan da kendini geliştirdiğini hissediyorsun. O an, dayanıklılığını sorgularken, aslında daha güçlü hale geldiğini anlıyorsun. Kendi sınırlarını zorlamak, bir nevi kendinle yüzleşmek gibi.
Öğle yemeği geldiğinde, o yorgunluk bir nebze olsun kayboluyor. Yine sıradan bir yemek ama sohbetler, anılar, gülmeler... Her şey o kadar sıradan ama o kadar özlem dolu ki. Geçen gün, bir arkadaşla eski günleri hatırlıyorduk. “Yani, o günlerde neler yapardık, hatırlıyor musun?” dedi. Gülerek, “Evet, bazen ne yaptığımızı bile bilmiyorduk,” dedim.
Akşamüstü, biraz dinlenme zamanı. Belki bir köşede oturup sigara içersin, belki de bir kitap okursun. Bir süre sonra, çevrendeki her şey sıradanlaşmaya başlıyor. Ama bunun içinde bir sıcaklık var. Arkadaşlarınla yaptığın sohbetler, küçük şakalar, anlık gülüşmeler... O an, her şeyin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Akşam yemeği sonrası ise en zor kısımlardan biri. Günün yorgunluğuyla birlikte, ertesi gün için hazırlık yapmalısın. Formlar, ekipmanlar, hepsi kontrol edilmeli. Bir şey unutursan, başın belaya girebilir. “İyi ki bu işin içindeyiz,” diye düşünmeden edemiyorsun ama bir yandan da “Sırf bu yüzden mi buradayız?” diye sorguluyorsun kendini.
Gece olunca, ışıklar sönmeye başlıyor. Yavaş yavaş herkes kendi köşesine çekiliyor. Kimi uykuya dalarken, kimi düşüncelere dalıyor. Geceleyin, bazen yıldızları izlemek, belki de bir an için tüm bu zorlukları unutmak için güzel bir fırsat. “Ne garip bir yer burası,” diyorum içimden. Aynı zamanda bir aile, aynı zamanda bir okul.
Sonunda, yataklarımıza çekiliyoruz. Herkesin hayalleri farklı. Kimisi ailesini özlüyor, kimisi sevgilisini. Ama bir şey var ki, hepimiz bir aradayız. Sonuçta, bu zorlu yolculukta birbirimize destek oluyoruz. Bir gün bitecek bu günler, ama hatıralar kalacak...